"Topraklarımıza, sularımıza, çevremize sahip çıkmak vatana sahip çıkmaktır." SABRİ ÜLKER

Gerekçe

"Topraklarımıza, sularımıza, çevremize sahip çıkmak vatana sahip çıkmaktır." 

                                                                                                                        SABRİ ÜLKER

Çevre ve İnsan

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 56. Maddesi’ne göre “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.” ve “Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir.”

Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi tarafından en temel insan hakları arasında yer alan su hakkı, yaşama standardı ve sağlık standardı kapsamında değerlendirilir insanın onurlu bir yaşam sürdürmesinin ayrılmaz bir parçası olarak ele alınır. Bunun için de kentsel planlama, suyun verimli kullanılması, sıfır atık yaklaşımı çerçevesinde atık yönetimine yönelik çalışmaların önemi gün geçtikçe artıyor.

Neden Çevresel Sürdürülebilirlik?

Çevresel sürdürülebilirlik, kaynakların verimli ve çevreye zarar vermeden kullanımıdır. Ne var ki ülkemizdeki hızlı kentsel göçün beraberinde getirdiği çarpık kentleşmenin su ve doğal kaynaklara verdiği zarar, geri dönülemez boyutlara ulaşıyor ve çevresel sürdürülebilirliği ciddi şekilde tehdit ediyor. Kaynaklarımızın bilinçsiz kullanımları ve ekosistemlerin tahrip edilmesi su kıtlığının yanı sıra, erozyon, sel, taşkın, çığ, canlı çeşitliliğinin yitirilmesi ve çevre (su ve toprak) kirliliği gibi insan hayatını birebir etkileyen başlıca sorunlara da yol açıyor.

Doğal kaynakların bulunduğu yerde yaşayan bizler, yaşamımızı bu kaynaklara bağlı sürdürdüğümü unutuyoruz. Biyolojik çeşitlilik, uygun şekilde yapılan tarım ve temiz su yaşamımızı sağlıklı sürdürmemizi sağlar. Ancak bugün yaşam tarzımız ve tüketim alışkanlıklarımızla doğanın bize sağladığının yüzde 50 üzerinde doğal kaynak tüketiyoruz. Son 40 yılda biyolojik çeşitlilik yüzde 30 azaldı. Doğal yaşam kaynaklarımızın korunması sadece biyoçeşitlilik için önemli olmakla kalmıyor; etkileri aynı zamanda insanların ve şirketlerin de hayat döngülerinde önemli yer tutuyor.

Neden Sıfır Atık Yaklaşımını Benimsemeliyiz?

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 2017 yılında sürdürülebilir kalkınma ilkeleri çerçevesinde ortaya çıkardığı Sıfır Atık yaklaşımı, atıkları kontrol altına almayı, gelecek nesillere daha temiz ve yaşanabilir bir dünya bırakmayı hedefler. Sıfır Atık aslında, israfın önüne geçmeyi, kaynakların daha verimli kullanılmasını, atık oluşum sebeplerinin gözden geçirilerek atık oluşumunun engellenmesi veya minimize edilmesini, atığın oluşması durumundaysa kaynağında ayrı toplanması ve geri kazanımının sağlanmasını kapsayan atık yönetim felsefesi olarak tanımlanan bir hedeftir.

Atıkların geri dönüşüm ve geri kazanım süreci içinde değerlendirilmeden bertarafı hem maddesel hem de enerji olarak ciddi kaynak kayıpları yaşanmasına neden oluyor. Dünya üzerindeki nüfus ve yaşam standartları artarken tüketimde de kaçınılmaz bir artış oluyor ve bu durum doğal kaynaklarımız üzerindeki baskıyı artırarak dünyanın dengesini bozmakla birlikte sınırlı kaynaklarımızı da artan ihtiyaçlara yetişemez hale getiriyor. Bu durum göz önüne alındığında, doğal kaynakların verimli kullanılmasının önemi daha da ortaya çıkıyor. Bu nedenledir ki son yıllarda tüm dünyada, sürekli ham madde sarfiyatına gereksinim duyan doğrusal ekonomiden, ham madde ve kaynakların yeniden kullanımı prensibine dayanan döngüsel ekonomiye geçişte, sıfır atık uygulama çalışmaları hem bireysel hem kurumsal hem de yerel yönetimler genelinde yaygınlaşmaktadır.

Sıfır atık yaklaşımının esas alınması ile sağlanacak avantajlar;

-Verimliliğin artması,
-Temiz ortam kaynaklı olarak performansın artması,
-İsrafın önüne geçildiğinden maliyetlerin azaltılması,
-Çevresel risklerin azalmasının sağlanması,
-Çevre koruma bilincinin kurum bünyesinde gelişmesine katkı sağlandığından çalışanların “duyarlı tüketici” duygusuna sahip olmasının sağlanması,
-Ulusal ve uluslararası pazarlarda kurumun “Çevreci” sıfatına sahip olmasının sağlanması, bu sayede saygınlığının arttırılmasıdır.


Yıldız Holding ve TURMEPA, Sabri Ülker Çevre Ödülü ile Sıfır Atık hareketine katkıda bulunacak projeleri desteklemeyi hedeflemektedir.

Neden Kentlerde Doğal Yaşam Kaynaklarımız Korunmalı?

Kentler tarih boyunca fikirlerin, ticaretin, kültürün, bilimin, üretimin ve sosyal gelişimin merkezi olmuştur. Sanayi devriminden sonra daha iyi bir yaşam için insanların fabrikaların bulunduğu kent merkezlerine akın ettirilmesi ile birlikte şehirlerde çevreyle ilgili sorunlar ve kıtlıklar da başlamıştır. Yerleşim yerlerinde ortaya çıkan çarpık kentleşmenin olumsuz etkileri kent sakinlerinin yaşam kalitelerini düşürmekte ve doğa ile olan bağlarını kısıtlamaktadır.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre ülkemizde cumhuriyetin ilk yıllarında kentleşme oranı %22 iken 2012 yılındaki nüfus sayımına göre bu oran %78’e çıkmıştır ve 2030 yılı için nüfusun 100 milyon olacağı belirtilmiştir. Sanayileşmeyle birlikte ülkemizde son 30 yıldaki hızlı nüfus artışı, plansız kentleşme, endüstrileşme, gıda gereksiniminin artmasıyla yoğunlaşan tarım faaliyetleri su kullanım ihtiyacını artırırken, kullanım sonrası arıtılmadan doğaya bırakılan sular da temiz su kaynaklarımızın kirlilik seviyelerini arttırmakta, tatlı su canlılarının yaşamları tehlikeye girmekte, nehirler kurumakta, yer altı sularının seviyeleri düşmektedir. Dolayısıyla asıl çevre sorunları kentsel yaşamdan kaynaklanmaktadır.

Kentlerdeki kirlilik büyük oranda özellikle sahil yerleşim yerlerinde doğrudan, iç kesim kesimlerdeyse ise akarsular vasıtasıyla denizlere karışmaktadır. İhtiyacımız olan oksijenin %75’ini sağlayan denizlerimizin korunması için bu kirliliği, kaynağında önlemek gerekmektedir. Bu nedenle kentlerde oluşan kirliliğe öncelik verilmelidir.

Türkiye, konum itibariyle su kaynaklarının kıt olduğu Akdeniz ve Ortadoğu bölgesinde yer almakta olup, Uluslararası Su Yönetimi Enstitüsü araştırmasına göre 2025 yılında ekonomik su kıtlığı yaşayacak ülkeler arasında yer alacaktır. Ayrıca Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre günümüzde kişi başına düşen yıllık kullanılabilir temiz su miktarı 1.500 m3’tür. 2030 yılı için öngörülen nüfus artışı ile birlikte kişi başı kullanılabilen temiz su 1.000 m3’e düşeceği hesaplanmıştır. Bu durumda mevcut büyüme hızı, su tüketim alışkanlıklarının değişmesi gibi faktörlerin etkisi ile su kaynakları üzerine oluşacak baskıları tahmin etmek mümkündür. Bu sebeple Türkiye’nin gelecek nesillerine sağlıklı ve yeterli su bırakabilmesi için kaynakların çok iyi korunup, akılcı kullanılması gerekmektedir. 

Buradan hareketle Türkiye’nin denizlerini ve su kaynaklarını koruma konusunda önemli bir rol üstlenen TURMEPA ile “Daha mutlu, yaşanabilen bir dünyaya katkı” misyonu ile hareket eden Yıldız Holding güçlerini ve bilgi birikimlerinin birleştirdi.

Bu çerçevede Sabri Ülker Çevre Ödülü, bu sene sıfır atık yaklaşımıyla hem doğal kaynakların korunmasını teşvik eden hem de doğal dengenin bozulmasını önlemeye yönelik çözüm üreten, yenilikçi çalışmalara verilecektir.